Wikipedia
Arama sonuçları
18 Eylül 2014 Perşembe
İNSANA HİZMET HAKKA HİZMETTİR
İnsana hizmet
Şair Baki şöyle der: ‘Şu gök kubbe altında baki kalan, hoş bir seda imiş.” Kâinatın sahibine kulluk ve mahlûkatın sıkıntı ve meşakkatlerine ortak olmaktır hayata mana katan. Bir başkasının selamet bulabilmesi için kendi elindeki kibrit ile onun yolunu aydınlatmaktır.
Elinde olan ışık huzmesi çok bir aydınlık vermiyorsa, yüzünde sırlı nur ve elinde kandil mumu olanın, mum altlığı olmaktır. Başka bir ifadeyle, hizmete gücü yetmiyorsa hizmet edene hizmet etmektir.
Hz. Peygamberin omuzlarından yükselen İslam-ı Mübin, kendisine hizmet edeni kurtuluşa erdirmiş, ona dünya ve ahiret mutluluğun sunmuştur. Nasıl ki bir işçi kendisine verilen bir ücret karşılığında canla başla çalışıp patronunun takdirini ve güvenini kazanıyorsa, Allah’ın dini için her hangi bir dünyevi karşılık beklemeden hizmet eden kişiye de mülkün sahibi olan Allah’ın ikramı elbet kesintisiz ve sürekli olacaktır. Bu Allah’ın adaletindendir.
Yeryüzünü bizler için bir imtihan yeri kılan Yüce Allah, yeryüzüne gönderdiği her bir kulunu da kendisine halife kılmıştır. Kul dünyada yaptığı ameller ile o halifelik vazifesinin niteliklerine bürünür; ameli, ihlâsı, samimiyeti, ölçüsünde de müminin kalbi Yüce Allah’ın yeryüzündeki sıfatlarının bir tecelligah yeri haline gelir. Çünkü kul amel ettikçe Allah’ın sıfatları kulda tecelli eder.
Böyle bir durumda, kim Allah’ın kullarına dünya sahnesinde yardımda bulunur, onun kolu kanadı olur, hatta: “Bu mümin kardeşim de yeryüzünde Allah’ın bir halifesidir, bu yüzden ben bu kula hizmet etmeliyim, varsa sıkıntıları, gidermeliyim” derse o vakit, o kulun indinde Allah’a hizmet etmiş olur. Kula hizmet eden kişi de tıpkı Allah’a hizmet etmiştir. Allah’a hizmetkâr olana da kâinattaki canlı cansız tüm varlıklar hizmetkâr olur.
Bari hizmet edebe hizmet edelim
Yaratıcının dinine hadim olan kul, bir toprağa bastığında, Seyda Muhammed Konyevî Efendinin ifadesi ile, o toprak kendi lisanı ile yüce Allah’a: “Ya Rabbi sana hamd olsun ki, senin dinine hizmet eden, rızanı alan bir kul, benim üzerimden geçti.” der. Peygamber Efendimizin, “Kişi arkadaşının dini (ahlakı) üzeredir.” hadis-i şerifi ve sair ayetlerdeki “Sadıklarla beraber olun” ifadeleri de bir cihetle, insanın diğer bir insan üzerindeki etkisine işaret etmektedir.
İnsan, yaratılışındaki bir hikmetin neticesindendir ki, iletişim kurduğu bir başka mahlûkata tesiri dokunur. Yaratıcımız da bizlerin yaratılış nüvemize kodladığı bu tesir etme kabiliyetini, asıl itibari ile dinin emir ve yasaklarını bir diğer mümin kardeşimize anlatıp onlarda bir etki uyandıralım diye vermiştir.
İşte, böyle bir tesir oluşturma kabiliyetine sahip insanoğlu, yapacağı emri bil maruf nehy-i an-il münker ile bir başka âdemoğluna Allah adına hizmet etmiş olur. Şu dünya misafirhanesinde, Allah’ın bir diğer misafiri olan yaratığına iyilik eden kişi, böylelikle Hak Teala’nın misafirine ev sahipliği yaparak, ona Ensar (yardımcı) olmuş olur. Allah’ın misafirini ağırlamak onun hizmetinde olmak, hem o misafirin Allah katındaki kıymetini artırır hem de gerçek ev sahibi olan Allah’ın yüceliği takdis edilmiş olur.
Bundandır ki, biz müminlerin en büyük düşmanı olan şeytan aleyhillane, bitkinin, havanın, tahribatı için değil, bizzat tüm bunlara muktedir olabilecek olan insanın bozulmasına kast ediyor; insanoğlunun asıl gönderiliş vazifesini, yine insanın kendisine unutturmaya çalışıyor. Bu yüzden, insanoğlunun kendisini yoktan var eden Allah’a karşı kulluk yapmasını istememek sureti ile insanı, insana hizmetkâr değil; bir rekabetçi, bir düşman olarak gösteriyor.
Bundaki gayesi ise insanlar arasında nifak tohumu ekip kendi gibi Allah’a asi mahlûkatın sayısını arttırmaktır. Çünkü şeytan ve onun ehli de biliyor ki, şu yeryüzünün misafiri olan bizler, birbirimize düşüp ayrılık çıkarır isek, bu gök kubbenin altı niteliksiz, davasız nereden gelip nereye gideceğini bilemeyen insanlarla dolacaktır. Oysa bizi bir kan pıhtısından yaratan yaratıcımız, her çağda ve her mekânda, dostlarını bu dünya toprağından eksik bırakmamıştır.
Kimi şarkta kimi garpta, kimi Yemen’de, kimi şimalde, hepsi kendilerini Allah’ın sonsuzluk vaadine teslim etmiş şekilde, hayatlarını, Rahmanın biz kullarına adamışlardır.
Hiç unutulmayan iki insan
Yeryüzü kurulalı beri iki sınıf insan vardır ki hiç unutulmamışlardır. Örneğin, Hz. Âdem ve Hz. Havva annemiz yeryüzüne indiklerinden beridir hiç unutulmamışlardır. Sürekli nesilden nesile aktarıla gelmişlerdir. Bu birinci sınıf insanlar ki Allah’ın kendilerine verdiği maldan ilimden infak edip kendilerini Allah’ın dinine hasretmişlerdir. Diğer bir ifade ile insanlığın kurtuluşu için kendilerini Allah’ın kullarına hizmete adamışlardır.
Binaenaleyh; bu grup insanlara Yüce Allah sahip çıkmış, diğer inananları da bu kullarına yardımcı kılmıştır. Hatta sonraki gelen nesiller, geçmişteki güzel insanları daimi surette hayırla yâd edip onlara her devirde ve her çağda rahmet okumuşlardır. Mesela, bir Abdulkadir-i Geylani, ömrünü Allah’ın kullarına hizmetle geçirmiştir. Allah da kendi misafirleri kabul ettiği kullarına olan hizmetlerinden ötürü, Abdulkadir-i Geylani gibi zatları, kıyamete kadar diğer müslümanlar tarafından hayır ile andırmış, andırmaktadır. Diğer bir sınıf insanlar da vardır ki, Allah’a ve onun misafiri olan kullara eziyetleri sebebi ile her zaman ve her çağda lanet ile anılmışlar ve anılmaktadırlar.
Kim ki Allah’a hakkı ile kul oldu, kâinat ona hizmetkâr oldu.
Kim ki şeytana rabt oldu, cehennem ona yoldaş oldu.
İnsanoğlu yeryüzünün şehzadesidir. Lakin şehzadeler de bazı zaman yolunu kaybeder, gayya kuyularına düşerler, ıztırar dolu şehirlerin telaşı onları da sürükler; ta ki gelip pis bir dere yatağında duraklarlar. Yolunu kaybeden Allah’ın halifesi olan eşref-i mahlûkat için kendi imtihan serüveni, daha güzel yolu tercih edebilmek, nimetin kıymetine, farkına varabilmek için bereketli yol kazalarıdır. Yani, insan melek de değildir ki günah işlemesin; Allah kuluna, kul olmak zafiyeti içerisinde, bu ahvali ile kıymet verip, onu yüceltmiş; bazılarını da peygamber seçmiştir. Evliyalar halk etmiş, peygamberleri önümüze örnek, şühedaları bize iman fedaileri, âlimleri ise bizlere yol gösterici olarak seçmiştir.
Dünya işlerinin bir desisesi ya da birkaç hilesi varken, Allah yolunun binler desisesi, binler şeytani tuzakları vardır… Hizmeti asıl kıymetlendiren de çekilen bu çilelerdir. Bu çile insanı hamlıktan kurtarır; insanı insan-ı kâmil eder.
Kişi Allah’ın dinine hizmet ederse Allah da o kuldan razıdır demiştik.
Peki, ne vakit?
Âlim, edindiği ilmi üstülük kurma aracı görmediğinde; zengin, malı sebebi ile toplum içerisinde söz sahibi olmak niyetinden müstağni olduğunda; idareci, idaresi altında bulunanları, evladı veya babası olarak gördüğünde; tüccar, yaptığı her akdi Allah ile yapıyormuş gibi kabul ettiğinde, o zaman Allah da o kullarından razı olacaktır.
15 Eylül 2014 Pazartesi
ALLAH SENİNLEYKEN, SEN KİMİNLEYDİN?
Allah’ın Gazabı
Kıyamet ve mahşer günü hesap sorma günüdür. İnsanları yaratan ve onları dünya hayatında imtihana tabi tutan Allah-u Zülcelal, o gün onlardan hesap sorar.
Nitekim Allah-u Zülcelal, ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Yemin olsun, biz kendilerine Peygamber gönderdiğimiz milletlerden de, onlara gönderdiğimiz Peygamberlerden de hesap soracağız. Biz bunların yaptıklarını tam bir bilgi ile onlara anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değildik. O gün amelleri tartmak gerçektir. Kimin iyi amelleri ağır gelirse o iflah olur. Kimin iyi amelleri hafif gelirse, ayetlerimize karşı işledikleri zulümden dolayı nefislerini hüsrana bırakmıştır." (A'raf; 6-7)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Siz, Rabb'inizin huzuruna vardığınızda, tercüman olmaksızın size soru soracak, siz de O'na cevap vereceksiniz." (Tirmizi)
Kıyamet gününde, ister hayır ister şer, bütün amellerimizden hesaba çekileceğiz. O günde, ameli kötü olanlar için ayet-i kerimede buyrulduğu gibi: "Yazıklar olsun o kullara..." (Yasin; 30) denilecektir.
Kalpler çarpmaya, vücutlar titremeye başlayacak
İnsanın başına nasıl bir dert bir musibet geldiğinde: "Ah! Çok kederliyim!" dediği gibi, kıyamet gününde de kafir ve münafıklar, hasret ve keder içinde böyle diyeceklerdir. Evet, o gün öyle bir gündür ki, nice büyük Peygamberler bile, hayret içinde olduğu için kendi nefislerinin kurtuluşu için "Nefsi, nefsi" (Ben ne yapacağım!) diyecektir.
Melekler halka dönecek, teker teker bütün insanları çağırararak; "Ey falan oğlu falan, hesaba gel!" diyecekler. İşte, o anda kalpler çarpmaya ve vücutlar titremeye başlayacak, akıllar yerinden oynayacak, hatta bazıları hesaba çekilmeden cehenneme girmeyi tercih edecekler.
‘Keşke bu çirkin amellerimizle Allah-u Zülcelal'in huzuruna çıkmadan ve rezil olmadan, doğrudan cehenneme gitsek’ diyeceklerdir. İşte, bu dehşetli gün gelmeden evvel, hazırlanmamız lazımdır.
İnsan, sonbaharda toprağa buğday atarsa, baharda orada ne biter? Buğday biter. Çiçek ekerse, çiçek çıkar. Toprağa diken tohumu atarsa, ondan diken çıkar. İnsan dünyada ne tohum ekerse, kıyamet gününde onu biçecektir.
Bu dünyada insanın kalbindeki, içindeki, ruhundaki şey görülmez, tam hakikatiyle meydana çıkmasa da zahiri âzâlar üzerinde belli olur. Fakat kıyamet gününde, tam hakikatiyle ortaya çıkacaktır.
İnsan son baharda ne tohum atarsa, baharda onu elde eder. Tohum atmayan kimseler, herkes harman zamanı buğdayını kaldırırken, tohum atmadığı için eli boş kalacaktır.
Dünyada ibadet, zikir yapmayan, Allah-u Zülcelal'e taatte bulunmayan kimseler de sonbaharda tohum atmamış gibi olurlar. Dünyada sonbaharda tohum atmayanlar, arkadaşları buğdayını pirincini kaldırıp sevinirken, nasıl pişman olup 'keşke ben de tohum atsaydım, tembellik yapmasaydım' diyorlarsa; bunun gibi bu dünyada hayır, taat ve zikir tohumu atmazsak, kıyamet gününde pişman oluruz.
Yazın buğday toplamayan kışın aç kalır
Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri bazen şu hikayeyi anlatırdı: "Eski insanlar, buğdayını biçtiği zaman, geride bazı taneler kalırdı. Fakir kadınlar ve erkekler de onu toplardı. O zamanlar, dul bir kadın ve yetişmiş bir de kızı vardı. Buğdaylar biçildikten sonra o kadına: "Gidin geride kalan taneleri toplayın. Şimdi tam zamanıdır. Eğer toplamazsanız kış mevsiminde perişan olursunuz. Kızın da sana yardım etsin." dediler.
Bu sözler karşısında, kadın: "Biz toplayıp ne yapacağız? Zaten ben ihtiyarım yakında öleceğim. Kızım da yetişkin olduğu için onu evlendireceğim. Dolayısıyla o tanelere ihtiyacımız yoktur." dedi.
Kış geldiğinde ne ihtiyar kadın öldü, ne de nasibi olmadığı için kızı evlenebildi. Kış mevsimi geldi, hava soğudu, evde bir şeyleri olmadığı için perişan oldular. Kadın sokağa çıkıp; "Buğday toplama yeri neresidir? Bana gösterin ki biraz buğday toplayayım!" deyince, ona: "Bu zaman buğday toplama zamanı değildir, her tarafı kar kaplamıştır. Onun vakti yaz mevsimindeydi." dediler.
Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri bu olayı anlattıktan sonra şöyle derdi: "İşte, bu dünyada daha vücudumuzda hayat varken, şimdi buğday toplama zamanı iken, hazırlığımızı yapalım. Kış mevsimi geldiği, kar diz boyu olduğu zaman, yani ölüpte kabre girdikten sonra pişman olacağız. Bana bir yol gösterin diyeceğiz. Ama o zaman iş işten geçmiş olacak ve amel yapma vakti bulunmayacaktır."
Şimdi amel yapma zamanı iken, elimizden geldiğince bunu değerlendirelim. Şimdi elimizde fırsat vardır. Yoksa, fırsat kaçtıktan sonra, o ihtiyar kadın gibi perişan oluruz.
Allah-u Zülcelal kullarına karşı çok merhamet ve şefkat sahibidir. Fakat biz O'nun bu sabrına, keremine güvenip aldanıyoruz.
Allah seninleyken, sen kiminleydin?
Bir gün Şeyh Ebu Hasan (r.aleyh), camide vaaz veriyordu. Evliyaullahtan Şibl-i Numani de caminin önünden geçerken onun vaaz ettiğini gördü. O diyordu ki: "Kıyamet günü Allah-u Zülcelal insana şöyle soracaktır: "Sana ömür verdim, bu ömrü nerede sarf ettin? Bu gençliği, kuvveti sana verdim, nerede sarf ettin? Günah işleyerek mi, sevap isleyerek mi yoksa boş gezerek mi geçirdin? Sana mal verdim, bu malı nereden kazanıp nereye harcadın, ölümü duydun buna ne hazırlık yaptın?"
Şeyh Ebu Hasan'ın bu şekilde vaaz verdiğini duyan Şibli, ona şöyle dedi: "Ya Hasan! Allah'ın kullarını o kadar korkutma!" O: "Peki, ne diyeyim ya Şibli?" deyince, dedi ki: "Sen onlara, Allah seninle beraberken, sen kiminle beraberdin diye sor!"
Bakınız, ne büyük bir sorudur. Allah devamlı olarak seninle beraberken, sen kiminle beraberdin? Buna nasıl cevap vereceğiz? Ben dünyayla, kötü insanlarla, keyf ve sefayla beraberdim mi diyeceğiz?
Allah, kendi kudret ve azametiyle bizimle beraber olup bizden hiç ayrılmıyorken, bizim başkalarıyla beraber olmamız, ne kadar büyük bir haksızlıktır. Oysa cevabımızın ne olması gerekirdi?
"Ya Rabbi! Senin bu zayıf yaramaz kulun, senin kuvvetinle, seninle beraberdir." dememiz lazımdı. O bizimle beraberken, bizim dünyayla, günahla, kötü insanlarla beraber olmamız çok ayıptır. Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Siz nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid; 4)
Onun için kendimizi hesap gününe hazırlayalım. Allah-u Zülcelal'in merhameti, keremi, bize sabretmesi, bizi mağrur ediyor. (Kendimizi güven içinde görüyoruz.) Yoksa eğer cenneti, cehennemi, haşir meydanını, sırat köprüsü veya mizanı, bir an bize gösterseydi, aklımız hemen başımıza gelecekti. Ama bu bir imtihandır. Allah-u Zülcelal imtihanın bitmemesi için göstermiyor.
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Sen Rabbinin kerim olmasıyla mı mağrur oluyorsun?" (İnfitar; 6)
Nasıl Ashab-ı Kiram, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ile beraber olmaya muhtaç idiler. O, dinlerini muhafaza etmek için onlara bir delil idiyse, bunun gibi zamanımıza gelinceye kadar da Sadat-ı Kiram da bizim için delildirler.
Mevlana Halid-i Bağdadi kuddise sırruhu bir nasihatlerinde şöyle buyurmuştur: "En mühim vasiyetim şudur ki; ölümü, ahiret hallerini ve nimetlerin hakiki sahibini unutmayınız. Elden geldiği kadar Peygamberlerin Efendisinin sallallahu aleyhi vesellem sünnetine uymada ileri gitmeye çalışınız.
Zikir yapmamak; harpten kaçmak gibidir
Biz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ümmetindeniz. Elimizden geldiği kadar, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme mutabaat edip, aynı şekilde hareket etmeliyiz. Sahabe-i Kiram, açlık ve susuzluk içinde, bir hurma ile yetinerek harp yapıyorlardı. Peki, biz niçin: "Zikrimi yapamıyorum, nefsim şöyle etmiyor, böyle etmiyor!" diyoruz. Bu son derece yanlış bir şeydir. Kaldı ki zamanımızda kılıçla harp da yoktur.
Namaz kılmak, namaz kılmak için cemaate gitmek, imsaktan önce teheccüde kalmak, işte bunların hepsi (manevi) harptir. Bunları yapmadığımız zaman, benim kanaatimce, harpten kaçıyoruz demektir. Bunları yapmayan kimse, harp olduğu zaman da kaçacak demektir.
Allah-u Zülcelal bir insana muhabbet veriyor. Fakat insan, muhabbetin neden dolayı geldiğini, niçin verildiğini düşünmüyor. Halbuki kendisini Allah'a verdiği için, Allah da ona muhabbet vermiştir.
Bundan başka, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme uymuş, mutabaat etmiş idi. Bundan dolayı da muhabbet verilmişti. Fakat o mutabaat azaldığı zaman, insanın muhabbeti de azalıyor.
Çünkü muhabbet, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin mutabaatına bağlanmıştır. Bu dünyada bir şeyimiz kaybolduğu zaman, hemen onu aramaya koyuluyoruz. Peki, dünyada geçici olan, adi bir şeyimizi arıyoruz da, neden kaybolan muhabbetimizi aramıyoruz?!..
Halbuki insan, o muhabbetle Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanarak, cennete girip cehennemden muhafaza olacaktır. Haklı olarak, insan nasıl ki, kaybolan dünyalık bir şeyini arıyorsa, Allah-u Zülcelal'in muhabbetini daha ziyade araması lazımdır. O muhabbetin tekrar bulunması da, yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme mutabaat etmekle mümkündür. İnsan, Hz. Peygamber'e mutabaat ettiğinde, yine eski muhabbetini bulacaktır.
Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin... (Amin)
21 Ağustos 2014 Perşembe
Doğru itikad
Doğru itikada sahip olmak için, inanışımız şöyle olmalıdır:
1- Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez.
2- Kabir ziyareti, enbiya ve evliyadan yardım istemek caizdir.
3- Kabir suâli haktır.
4- Kabir azabı hak olup, ruh ve bedene birlikte olacaktır.
5- Okunan Kur’an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabı ölülere gönderilir. Bu sevaplar ve edilen duâlar ölülere ulaşır, azaplarının azalmasına sebep olur.
6- Kıyamette hesap vardır.
7- Mizan vardır.
8- Sırat köprüsü vardır.
9- Şefaat haktır.
10- Cennet ve cehennem şu anda vardır ve ebedîdir.
11- Mirac ruh ve bedenle olmuştur.
12- Eshab-ı kiramın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek gerekir.
13- Eshab-ı kiramın tamamı cennetliktir. Bunlardan on tanesi [aşere-i mübeşşere] dünyada ismen de cennetle müjdelenmiştir. Dört halife bunlardandır.
İnsanların en üstünleri
14- Peygamberden sonra en üstünü 4 halifedir. Üstünlükleri halifelik sırasına göredir.
15- Cennet ehli Allahü teâlâyı görecektir.
16- Enbiyanın mucizesi ve evliyanın kerameti haktır.
17- Günahkâr mümin, günahları nisbetinde cehennemde azap görür, yahut şefaate veya affa kavuşup cennete girer. Kâfirler ise, ebedî cehennemde kalır.
18- Kur’an-ı kerim, kelam-ı İlâhîdir, mahluk [yaratık] değildir.
19- Mest üzerine mesh etmek caizdir.
20- İman, kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır.
21- Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek, [yani namaz kılan müslümana günahlardan dolayı kâfir dememek.] Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, anlamı açık olan kesin bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibâdeti yapsa da kâfir olur.
22- Allahü teâlâ zamandan, mekândan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.
23- İbadet imandan parça değildir. Büyük günah işleyen mümine kâfir denmez.
24- Ölümden sonra herkes dirilir.
25- Hak âşığından, evliyadan da ilâhî teklifler kalkmaz. Onların da ibâdetleri yapma mecburiyeti vardır.
26- İmansız ölmekten korkmak gerekir.
27- Hak bir mezhebe mensup olmak, mezhepsiz olmamak gerekir.
İbadetin faydası
Cehenneme gideceği alnına yazılan kimsenin ibâdet etmesinin bir faydası olur mu? diye sual soran
birine, Resulullah efendimiz, (İbadet et, herkese ezelde takdir edilmiş olanı yapmak kolay gelir) buyurdu. Cennetliklerin ibâdet yapması ve cehennemliklerin isyan etmesi; genelde sağlıklı yaşaması ezelde takdir edilmiş olanın gerekli ilacı almasına; hastalanması takdir edilmiş olanın da, ilaç bulamamasına benzer. Hastalıktan ölmesi takdir edilmiş olana, ilaç almak nasip olmaz. Zengin olması takdir edilmiş olana, kazanç yolları açılır. Bunun gibi, ezelde cennetlik olanın iman ve ibâdet etmesi nasip olur. Hadis-i şerifte, (Cennetlik olan, cennete götürecek; cehennemlik olan da, cehenneme götürecek amel işler.) buyuruldu. Cehennemlik olan, (Herkesin cennetlik veya cehennemlik olduğu ezelde takdir edilmiş) der ve ibâdet etmez. Bol mahsul alması takdir edilene ise, tarlasını sürmek, tohum ekmek nasip olur. İşte cennetlik olanın iman edip ibâdet yapması, cehennemlik olanın da, isyan edip kâfir olması böyledir.
14 Ağustos 2014 Perşembe
Allahı anmak
Allahı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allahü teâlâyı unutmak demektir. Zikir, her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. O hâlde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini gözeterek yapılan alışveriş zikirdir. Çünkü, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hatırlanmakta, gaflet gitmektedir.
Allahü teâlâyı anan, Onun büyüklüğünü, sıfatlarını, emir ve yasaklarını düşünür, tefekkür eder, iyi şeyleri yapma, kötü şeylerden kaçma arzusu doğar. Bu bakımdan Allahü teâlâyı zikretmek çok faydalıdır. Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki: Allahü teâlâyı anmak iki türlüdür:
1- Kalbden hatırlamak büyük sevabdır. 2- Daha iyisi ise, haramları işleyeceği anda, Allahü teâlâyı hatırlayıp vazgeçmektir.
Rahata kavuşmak için
Allahü teâlâ buyuruyor ki:
(Kalbler ancak Allahü teâlâyı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) [Rad 28]
Allahü teâlâyı anmak her şeyden büyüktür.) [Ankebut 45]
(Allahın nimetlerini anın ki, kurtulasınız.) [Araf 69]
(Beni anmayan, sıkıntılara mâruz kalır, kıyamette de kör olarak haşrolur.) [Taha 124]
(Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.) [Bekara 152]
(Beni anan, şükretmiş, beni unutan da nankörlük etmiş olur.) [Hadisi kudsî]
(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol. Kim Beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) [Hadisi kudsî]
(Beni bir gün hatırlayan ve bir defa benden korkanı cehennemden çıkartırım.) [H.Kudsî]
(Kulum ne vakit beni hatırlayıp anarsa, onunla birlikte olurum. Şayet kulum beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha iyi bir topluluk içinde anarım.) [H.Kudsî]
Topluluklarda
Bir toplulukta, Allahı anmadan kalkmamalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir yere toplanıp da Allahı anmadan kalkanlar, sanki eşek leşinden kalkmış gibi olur ve Kıyamette bunun üzüntüsünü duyarlar.)
(Bir toplulukta Allah anılmaz, resulüne salevat getirilmezse, kıyamette pişmanlık çekilir.)
(Gece ibâdet edemiyen, malını hayra harcayamıyan, Allahı çok zikretsin.)
(Deli deninceye kadar Allahı çok anın!)
(Allahı gizli zikreden, düşmanlarla tek başına savaşan gibidir.)
(Şükreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadına sahip olan, dünya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir.)
(Allahı anan ile anmayan arasındaki fark, diri ile ölü arasındaki fark gibidir.)
(Herşeyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allahü teâlâyı anmaktır.)
(Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.)
(Gafiller içinde Allahı zikreden, cepheden herkes kaçarken, savaşan asker gibidir.)
7 Ağustos 2014 Perşembe
MÜSLÜMAN İSLAM’I İYİ TEMSİL ETMELİ
Allah-u Zülcelal, ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Allah, sizlere bilmediklerinizi bildirmek, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah, her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa; 26)
Allah-u Zülcelal bize sabretmektedir. Onun için de daima günah işlediğimiz halde, bize hiçbir ceza vermiyor. Hâlbuki dünya hayatımız boyunca kendimize dikkat etmemiz, mağrur olmamamız lazımdır.
Bakın! Ben kendi nefsim adına diyebilirim ki, dünyada ne kadar yaşamış isem, sanki kendimi hiç yaşamamış gibi hissediyorum. Bazen rahat olarak yaşadım; bazı zamanlarda ise çok zahmet gördüm. Ama ikisi de geride kaldı. Kalan ömrüm de aynen bu şekilde devam edecektir. Sanki dünyayı bir gün dahi görmemiş gibiyim.
Oysa kıyamet gününde kâfirlere, “Siz dünyada keyif ve sefa yaptınız. Dünya nasıldı?” diye sorulur. Onlar da, “Bir şey hatırlamıyoruz” diye cevap verirler.
Gün gelip de keyfi ve zahmeti hatırımda dahi kalmayacak olan bir dünya ne işimize yarar ki? Onun için elimizden geldiği kadar rahat yaşamayı ahirete bırakalım. Yine müminlere de: “Siz dünyada namaz kıldınız, oruç tuttunuz, zikir yaptınız, birçok meşakkatler çektiniz. Dünya nasıldı?” diye sorulur. Onlar da: “Bir şey hatırlamıyoruz” diye cevap verirler.
Avrupa’ya giden bazı kimseleri duyuyoruz ki namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, Avrupalılar gibi içki içiyorlar. Kâfirler ise onlar hakkında: “Siz nasıl Müslümansınız! İslam böyle ise hiç bir işe yaramaz, siz de bizim gibi namaz kılmıyor, oruç tutmuyor, siz de bizim gibi içki içip her pisliği yapıyorsunuz” diye düşünüyorlar. Bakınız, onlar hem İslam’ı yaşamadıkları hem de İslamiyet’i iyi temsil edemedikleri ve insanların, Allah’ın dini hakkında insanların kötü düşünceye kapılmalarına sebep oldukları için ne kadar vebal altında kaldılar…
Eğer onlar iyi olsaydı, kâfirler: “Müslümanlık ne güzel bir şey, biz de Müslüman olalım!” diyeceklerdi. İşte bakınız, kâfirler dahi, iyi olmayan, kötü olan kimseyi beğenmiyorlar.
Dünya, şeytanın kızıdır
Adamın birisi, salih kullardan bir topluluğa gidip:
- Ben ne kadar ibadet yapıyorsam da bir lezzet alamıyorum, diye dert yanmış, çare istemiş. Ona:
- Her halde, senin kalbinde şeytanın kızı var! Demişler. Zavallı adam:
- Bu nasıl olur? Diye hayretle sormuş. Sonunda, kendisine, içinde bulunduğu durumu teşbih yollu, şöyle açıklamışlar:
- Dünya, şeytanın kızıdır. Kim dünyayla evlenirse, elbette şeytan, kızının yanına gelecektir. Sen şeytanın kızını, yani dünyayı kalbine koyduğun için o da kendi kızını ziyaret maksadıyla senin kalbine geliyor. O lanetlenmiş şeytan, oraya geldiği için de sen ibadetten zevk alamıyorsun. Halbuki, sen dünya sevgisini kalbine koysan da koymasan da dünyalığın ne artar, ne eksilir. Yani, dünyayı sevmen, dünyalığını artırmaz.
Gerçekten de dünya sevgisini kalpten silmek lazımdır. Her derdin bir devası bulunduğu gibi bunun da bir çaresi vardır. Dünya sevgisi, kişinin kalbine geldiği zaman, Allah’a sığınarak; “Ya Rabbi! Beni bundan kurtar, bu hâli benden al! Ben senin sevgini, senin muhabbetini istiyorum.” Diyerek, Allah’a yalvarmalıdır. Allah-u Zülcelal mert ve cömert olduğu için onun kalbinden dünya sevgisini silecek; eline de bol miktarda dünyalık verecektir, inşaallah.
Elimize aldığımız, yemek dolu bir tabağı düz bir zemine koyduğumuzda, nasıl içindeki yemek yere dökülmez, tabağı yan tuttuğumuzda ise yemek dökülürse; biz de kalbimizi Allah’ın rahmetine, ihsanına, bağışlamasına o şekilde dümdüz bir şekilde açmalıyız. Eğer kalbimizi Allah’ın huzurunda, ıslah olmamız için O’na dümdüz açmazsak, O’nun rızasını, feyzini elde edemeyiz. Çünkü o bize değil, biz O’na muhtacız.
Kader…
Bazı insanlar, şeytan onları aldattığı için şöyle diyorlar:
“Eğer benim kaderimde olsaydı, namaz kılacak, zekât verecek, ibadet edecektim. Takdir edilmediği için yapamıyorum. Ben ne yapayım, elimden bir şey gelmez.”
Bu çok yanlış bir düşüncedir. Allah-u Zülcelal insana cüz-i ihtiyari, seçme kuvveti vermiştir. Yani ibadet edip etmemek, insanın kendi isteğine bağlıdır. Dolayısıyla insan: “Benim ibadet etmemi, Allah takdir etmediği için ben ibadet yapmıyorum, O’nun emir ve yasaklarına karşı kayıtsız kalıyorum, içimden gelmiyor.” diyemez. Bu, nefis ve şeytanın insana apaçık bir oyunudur.
Allah-u Zülcelal insanı, ibadet ve imanda serbest bıraktığı, inanıp inanmamak, yapıp yapmamak insanın elinde olduğu için sorumlu tutmuştur. Bu yüzden, kişi Allah’ın emirlerine uymadığında, suçu bizzat kendinde aramalıdır.
Aramızdaki hidayet ehline tabi olalım
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek, birbirinden ayırt etmek için bizden öncekilerin, Selef-i Salihin’in, Ashab-ı Kiram'ın hal ve hareketlerini öğrenmemiz lazımdır. Bunları öğrendiğimiz zaman, hem kendi noksanımız hem de diğer mü'min kardeşlerimizin noksanları meydana çıkar.
Bakınız, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bize yol göstermiştir: “Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz.” (Rezin)
Öyleyse, Ashab-ı Kiram, dünyadan ayrıldığına göre; günümüzdeki insanlar içerisinde, kim Ashab'ın yolundan gidiyor, onlara mutabaat ediyorsa, biz de onları kendimize örnek alalım. Kim ibadet yapıyor, Allah'ı zikrediyor, O'nun yolunda hizmet ediyorsa, biz de onlara uyalım.
Yine, bu konuda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki âlimler Peygamberlerin varisleridir. Onlar dinar ve dirhemlere varis olmamışlardır. Ancak ilme varis olmuşlardır.” (Ebu Davud, Tirmizi, Beyhaki)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem miras olarak, mal-mülk bırakmadı, ilmi ve nasihati miras bıraktı. Kim bu ilme, nasihatlere, emr-i bil'maruf ve nehy-i an'il-münkere sahip çıkarsa işte gerçek varis odur. O kimse kim olursa olsun, fark etmez. İçimizden birisi, bir kaç kitap okuyup kendisini yetiştirir ve öğrendikleri ile amel ederse, manevi olarak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ahlakıyla ahlaklanırsa, o da Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin ve Ashab-ı Kiram'ın varisi olur. Kısacası onlara uyan, hidayete erenlerden olur.
Yok, eğer kendimizi onların gitmiş olduğu yoldan uzaklaştırırsak dalâlete sapanlardan oluruz. Çünkü bu doğru yolun dışındaki bütün yollar şeytanın yollarıdır.
İşte, bu yolun dışında kendimize başka bir yol aramak, dalâletten başka bir şey değildir. Selef-i Salihin’in ve Ashab-ı Kiram'ın hal ve hareketlerini çok iyi öğrenmeliyiz ki, birisi: “Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ve Ashab-ı Kiram'ın ahlakıyla ahlaklandım, onların yolundan gidiyorum.” dediği zaman, doğru mu değil mi ayırt edebilelim. Yanlış kimselerin ardına düşmeyelim.
Tasavvuf Kur’an ve Sünnet’e bağlıdır
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Bir mü’minin diğer mü’min kardeşlerine karşı ilgisi, birbirini bağlayıp destekleyen bir binanın taşları gibidir.” (Buhari)
Allah-u Zülcelal ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bize böyle emretmesine rağmen, bazı mü’min kardeşlerimiz ve bağlı oldukları cemaatler, diğer cemaatlere ve mü’min kardeşlerimize sanki aralarında bir husumet varmış gibi davranmaktadır. Bu çok yanlış bir tutumdur. Kişi, bu ayet ve hadislere bakıp kendisini sorgulayıp davranışlarını düzeltmelidir. Günümüzdeki gelişen olaylara bakarsak, bu ayet ve hadislerin ışığında hareket etmemekten dolayı başımıza her türlü hal gelmektedir.
Mü’minler fert fert kendi nefislerine sormaları gerekir: “Ey nefsim, bu ayet ve hadisler mi doğru; yoksa senin yaptığın mı?” deyip, bu yanlışlarını düzeltmeye çalışmalıdır. Bize emredilen budur.
Bazı kimseler, kendi nefislerini ve düşüncelerini haklı çıkarmak için bu kötü fiilleri, sanki tasavvufun bir rüknü gibi göstererek tasavvufa bağlıyorlar. Tasavvuf; Kur’an-ı Kerim’e ve hadis-i şeriflere bağlıdır. Bunun dışında hareket edenler, kendi nefislerine göre bir yol uydurup -Allah muhafaza- helake giderler.
Hatta bazı kimseler, kendilerini haklı çıkarmak için bir takım yalanlarla bu olayları mürşidlerine bağlıyorlar. Böyle yaparak da mürşidini yücelttiğini zannediyorlar. Aksine, bu hareketlerle, bilerek ya da bilmeyerek hem mürşidine münkir oluyor; hem de mü’min kardeşlerimizin yoldan çıkmalarına sebep oluyorlar.
Yanlış sohbete itiraz etmelidir
Bir mü’min şuurlu olacak ve yapılan sohbetlerin Kur’an’a ve hadislere uygun olup olmadığına dikkat edecektir. Kur’an-ı Kerim’e ve hadis-i şeriflere aykırı yapılan sohbetler karşısında susmayacak ve (usulüne uygun olarak) itiraz edecektir. Çünkü bu sohbetler, insanı helake götürür. Buna bir misal verecek olursak: Bir kişi düşünelim. Sohbetinde, diğer müslüman cemaatlerin ve kişilerin gıybetini yapıp şiddetle eleştiriyor. Bu sohbetin yapılmasına veya dinlenmesine de rıza göstermek büyük yanlıştır. Bu, mü’mine yakışmaz.
Bazı cemaatler ve bu cemaatlere bağlı kişiler; kendi cemaatlerinde ki kişilere: “Başka cemaatlere gitmeyiniz. Muhabbetiniz azalır.” gibi telkinler yapmakta, karşı cemaatlerle de her hangi bir yerde tevafuk ettiklerinde, birbirlerine düşmanca bakmakta ve soğuk davranmaktadırlar. İşte bu hareketler, ayet ve hadislere muhaliftir. Müslümanların kardeşliğini ve birleşmelerini önleyenler, çok büyük yanlış içindedirler. Bu olaylar karşısında, ayet ve hadislere bakmalı ve öyle hareket etmelidir.
İşte, bu söylenenleri, bütün mü’min kardeşlerimiz okuyup ayet ve hadislerin ışığı altında değerlendirsin. Bizim söylediklerimizi de ayet ve hadislerle değerlendirip; ellerini vicdanlarına koyarak muhakeme yapsınlar. Kişi: “Ben doğruyum.” demekle doğru olmaz. Doğruluk ancak, ayet ve hadislerin ışığı altında istikamet üzere olmakla olur.
Hepimiz Allah-u Zülcelal için birbirimizi sevmeli ve birbirimize yardımcı olup, nasihatte bulunmalıyız. Bir arkadaşımız hangi cemaatten olursa olsun, yoldan çıkınca, muhabbeti azalınca: “Nasılsın, iyi misin? Neyin var, ne oldu, işin nasıl? …” diyerek, ona sahip çıkmalıyız.
Nasıl ki bir taş harca saplanınca sımsıkı yapışıyor ve oradan ayrılmıyorsa, mü’min de İslam’a sımsıkı sarılmalı ve ayrılmamalıdır. Ne dünya, ne insanların oyunu, ne nefis… Hiçbir şey, onu yerinden oynatmamalıdır, şuurlu olmalıdır.
31 Temmuz 2014 Perşembe
İbadet Nedir - Niçin İbadet Ediyoruz ?
İbadet, Yüce Rabbimiz olan Allah(cc) 'ın, vermiş olduğu nimetlere karşı kulluk vazifelerimizi kapsayan genel bir fıkıh terimidir. Yerde ve gökte bulunan herşey Allah'ı tesbih ederler, onu zikrederler, her bir mahlukun ve eşyanın zikri farklı olabilir. Sonuçta istikamet tevhid'dir. Bir ve tek olan Allah'a şükretmek, emir ve yasaklarına uymaktır.
De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. [En'am,162]
Neden yapılan ibadetler, alemlerin rabbi için ? sorusuna, bütün nimetleri veren, bizi yaratan ve tek hükümdar olan Rabbimizin aklımıza gelmesi güzel bir cevap olur.
İbadet, Allah için yapılırsa faydalı olur. Aksi halde, kişinin kendi zararına olur. Nitekim, riya olan işte hayır yoktur. (Birileri görsün, bilsin diye, gösteriş amacıyla yapılan ibadetler riya kapsamındadır)
Niçin İbadet Ediyoruz ?
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. [Zariyat,56]
İbadet kulluktur. Mademki yaratılış amacımız Allah'ı bir ve tek bilip, ona kulluk etmektir, o zaman ne duruyoruz ?
"Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibâdet etmeyecekmişim! Halbuki, hepiniz O'na döndürüleceksiniz." [Yasin,22]
Rabbimiz, bizi yarattı, bize sayamayacağımız kadar nimet verdi, bizleri yanlız bırakmadı, en hayırlı mahluk olan insan olarak yarattı ve bizlere müslümanlığı nasip etti.
Bizi o kadar sevdi ki, imtahan üstüne imtahan verdi, kendisine güvenenleri ve rızası için yapılan hiçbir ameli karşılıksız bırakmadı. Bizden kul olmamızı, kulluk etmemizi isteyen, sadece ondan korkmamızı, ona yönelmemizi, istedi. Tanınmak istedi, zikredilmek istedi, sevmek ve sevilmek istedi. O, ol dedi ve her istediği oldu.
Artık imtahan dönemine vardık. Yaratılma amacımızı bilmemiz için peygamberler, kitaplar gönderdi. Birçok şeyi vesile kıldı. Ancak insanların çoğu, bu kadar verilen nimetin şükrü karşısında hep aciz kaldı ve hep aciz kalıyor. İbretlik çok olay oldu. Hatta birçoğunu Kur'an-ı Kerimde haber verdi. Ders alın, Şükredin, nankörlük etmeyin, itaat edin, isyan etmeyin öğütleriyle bizleri uyardı.
O, hep güzel ve hayırlı olanı murat etti. Bizim ona kul olmamızı istedi.
İsyan edenler ve karşı gelenler oldu. İtirazcılar ve nankörlükler arttı. Ancak samimi olan kulları, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi, ne için yaratıldığımızın bilincini kavrayarak düşündüler. Ölüm sonrasına inandıkları, bu kâinatın bir düzen ile hareket ettiğini kavradıkları ve Allah emrettiği için, onun rızasını kazanmak için ibadet etme mecburiyeti hissettiler.
İbadet ile onu zikretmek, onun rızası için çalışmak ve şükretmek ile, hem dünyamızı hem ahiretimizi kazanmamız gerekir. İmtahan vaktindeyiz. Bu imtahan içerisinde, sıkıntıya düştüğümüz ve rahatlığa kavuştuğumuz zamanlar olacaktır. Dua, ile Allah'a yönelerek ondan istemek, ondan beklemek ve ona güvenmek gerektiğini bilmekte bize yardımcı olacaktır. Nitekim Dua, ibadetin ta kendisidir (Hadis-i Şerif)
Nasıl İbadet Etmeliyiz ?
Müslümanlığımız gereği, yapılması tavsiye edilen ilk işimiz, Allah'ın adıyla başlamak sûretiyle samimi ve Allah(cc) rızası için yapılan niyettir. Niyetler samimi olmadıkça, ibadetlerde gösteriş oldukça ilerleyemeyiz. Bu yüzden, ilkönce niyetimizi kontrol etmeliyiz.
İbadet etmek için fıkıh öğrenmemiz ve bilmemiz gerekir. (Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, gündüz yıkana benzer. [Hadis-i Şerif, Deylemi])
Bütün farzlar, vacipler, sünnetler ibadettir. Namaz, oruç, zekat, hac, rızık temin etmek, zikretmek, yardım etmek, haramdan sakınmak, helali talep etmek, dua etmek, din kardeşinin sıkıntısını gidermek, Kur'an okumak, ilim öğrenmek, ilim öğretmek gibi Allah için yapılan her şey ibadettir.
İnsanların en çok ibadet edeni, en çok Kur'an okuyandır. [Hadis-i Şerif, Deylemi]
Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez. [Hadis-i Şerif, Taberani]
İbadetlerdeki feyzi, bereketi, lezzeti almak ve yaşamak istiyorsak Fıkıh öğrenmeliyiz. Bu sitenin amaçlarından biri, fıkıh öğretmektir. Fıkıh ise, bütün dini bilgileri kapsayan en büyük İLİM'lerden biridir.
24 Temmuz 2014 Perşembe
İYİLİK KAYBOLMAZ, FENALIK UNUTULMAZ
Süfyan-ı Sevrî rahmetullahi aleyhiden bazı sözler
- Eğer insanların ağraz-ı dünyadan âri (dünyevi hedeflerden uzak) olarak ilim tahsil edeceklerine emin olsaydım, Allah rızası için evlerine gider öğretirdim.
- Cidden âlim olanlar, ziyaretlerini zenginlere hasretmezler.
- Haksız sözleri tasdik eden dost değildir.
- Kalp hulusu ile tahsil olunan ilim, ibadetin ta kendisidir.
- Çok adam vardır ki, haktan yana görünür; münafıktır.
Ebu Nasr Beşer İbnü’l-Haris rahmetullâhi aleyhiden…
- Elem ve kederlerden masun (muhafaza) olmak isteyenler, kötü tabiatlılarla konuşmasınlar.
- Medihten (övülmekten) hoşlanmak kadar ahmaklık tasavvur edilemez.
Ebu Yahya Malik rahmetullâhi aleyhiden…
- Bir köpek, fena ve kötü ahlâklı arkadaştan hayırlıdır.
- Âhiret işlerine teşvik edecek arkadaş kalmadı. Şimdiki arkadaşlar, arkadaşının kalbini ifsat etmekten başka bir şeye yaramazlar.
Ebû Derda rahmetullâhi aleyhiden…
- İyilik kaybolmaz, fenalık unutulmaz.
- Hayrın ne kadar ufak olsa da yine işle.
- İlim olmayınca insan muttaki de olamaz
Ubey İbni Ka’b rahmetullâhi aleyhiden…
- Kitabullah’ı rehber edinenin hükmüne razı olun. Çünkü Cenab-ı Nebi aleyhissalâtu vesselâm bize Kur’ân’ı halef olarak bıraktı.
- Açlık nur, tokluk şehvet ateşidir.
- Hakikati söyleyenlerin ne kadar muarız ve tahkir edicisi olsa da düşmanları dahi onların ulviyetini tasdik ederler.
Selman-ı Fârisî rahmetullâhi aleyhiden…
- Gece ibadetlerini bırakma.
- Sadık arkadaşını bir kabahatinden dolayı terk etme, zira o, müsait bir zamanda hatasını telafi eder.
Talha bin Abdullah rahmetullâhi aleyhiden…
- Çok zeliller vardır ki, hüsn-ü ahlâkı (güzel ahlak) kendisini aziz eylemiştir. Sû-i ahlâk (kötü ahlak) bir vahşettir ki, neticesi vahimdir.
- Hayâsız bir ömürde hayır yoktur.
Hz. Ali kerremallahu vecheden…
- Seninle arkadaş olacak kimse; akıllı, fenalıklardan sakınan, sâfi, doğru ve dürüst kimse olmalı.
- Halk arasında fenalıklar doğuracak sözler söyleme, dilini tut.
- Senin hakkında bir fenalığa sebep olabilecek herhangi bir şeye bakmaktan gözlerini men et.
- Dünyaya aldanıp da saraylar kurmaktan çekin.
- Bir dostunun Allah’a sevgisi yoksa sadık bile olsa ondan ayrıl.
- Sır, bence anahtarı kaybolmuş, kapısı mühürlenmiş, kilitli bir ev içindeki vediaya (emanet) benzer.
- Akıl din ile; din akıl ile beraberdir.
Abdullah bin Hasan rahmetullâhi aleyhiden…
- Salihlerin bulunduğu yerlere rahmet nazil olur.
- Cemal-i ilim cemal-i servetten efdaldir. (İlmin güzelliği zenginlik güzelliğinden üstündür.)
- Kendini senâ eden (öven), kadir ve itibardan düşer.
İmam-ı Âzam rahmetullâhi aleyhiden…
- Elli senedir halkla temas ederim. Ne günahlarımı affedecek bir dost, ne de gazabımı teskin ve ayıbımı örtecek bir arkadaş bulabildim.
- İlmi ve faydalı şeyleri bırakıp da cahiller ve kararsız adamlarla konuşmaya koyulmak, ahmaklık gibidir.
- (Ey ilim ehli!) İlmi zillete düşürmeyin. Cahil ile ünsiyetten daha elim bir şey yoktur.
Zemahşeri rahmetullâhi aleyhiden…
- Büyük bir fenalığa karşı akla gelecek iyilik, onu af etmektir. Lakin en büyük iyilik, fazladan kendisine iyilikte bulunmaktır.
- Seni zemmedeni methetmen (aşağılayanı övmen), (sevap ve fazilet açısından) ciğerpareni öldüren adamın oğlunu ölümden kurtarmak gibidir.
Hazret-i Aişe radıyallâhu anha validemizden…
- İyi ahlâkın alametleri şunlardır:
Halkla olan münasebette munis ve sadık olmak,
Ana-baba ve akrabayı ziyaret etmek,
İyilik edenleri mükâfatlandırmak,
Komşunun, dostların, yakınların ayıplarını örtmek.
Muhyiddin-i Arabî rahmetullâhi aleyhiden…
- Birlik kuvvettir. Müslümanlar İslâmî bağlarla birbirlerine bağlanıp uzlaşırlarsa, yıkılmaz bir kale gibi olurlar. Din düşmanlarının bütün tecavüzlerine, zulüm ve taarruzlarına, düşmanların hilelerine karşı koymak ve korunmakta muvaffak olurlar. Ve dünyada en sadık dost, en civanmert kardeş ve arkadaşa nail olurlar.
- Mürüvvet sahibi odur ki, halkın iyiliklerini görür, fenalıklarını görmez.
- Nefsinin noksanını görmekte kör olanın günden güne azgınlığı artar.
Davut bin İsfehânî rahmetullâhi aleyhiden…
- Af aklın zekâtıdır.
- Kendini, nefsini beğenmek kadar ahmaklık olamaz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Blog Arşivi
-
►
2008
(34)
- ► 06/22 - 06/29 (5)
- ► 09/21 - 09/28 (1)
- ► 10/12 - 10/19 (4)
- ► 10/19 - 10/26 (3)
- ► 10/26 - 11/02 (2)
- ► 11/02 - 11/09 (5)
- ► 11/09 - 11/16 (6)
- ► 11/16 - 11/23 (7)
- ► 12/21 - 12/28 (1)
-
►
2009
(16)
- ► 01/11 - 01/18 (1)
- ► 03/01 - 03/08 (1)
- ► 04/26 - 05/03 (1)
- ► 06/14 - 06/21 (2)
- ► 06/21 - 06/28 (1)
- ► 06/28 - 07/05 (2)
- ► 07/05 - 07/12 (2)
- ► 07/19 - 07/26 (1)
- ► 09/20 - 09/27 (1)
- ► 09/27 - 10/04 (1)
- ► 11/08 - 11/15 (1)
- ► 11/15 - 11/22 (2)
-
►
2010
(16)
- ► 04/11 - 04/18 (3)
- ► 05/02 - 05/09 (1)
- ► 06/06 - 06/13 (1)
- ► 06/13 - 06/20 (1)
- ► 06/27 - 07/04 (3)
- ► 10/03 - 10/10 (2)
- ► 10/17 - 10/24 (1)
- ► 10/24 - 10/31 (1)
- ► 10/31 - 11/07 (1)
- ► 11/21 - 11/28 (1)
- ► 11/28 - 12/05 (1)
-
►
2011
(22)
- ► 01/02 - 01/09 (1)
- ► 01/23 - 01/30 (1)
- ► 02/20 - 02/27 (1)
- ► 03/06 - 03/13 (2)
- ► 05/15 - 05/22 (1)
- ► 05/29 - 06/05 (1)
- ► 06/12 - 06/19 (1)
- ► 07/10 - 07/17 (2)
- ► 07/31 - 08/07 (9)
- ► 10/02 - 10/09 (1)
- ► 10/09 - 10/16 (1)
- ► 11/20 - 11/27 (1)
-
►
2012
(38)
- ► 01/01 - 01/08 (1)
- ► 01/08 - 01/15 (1)
- ► 01/22 - 01/29 (2)
- ► 01/29 - 02/05 (1)
- ► 02/26 - 03/04 (1)
- ► 04/08 - 04/15 (1)
- ► 04/22 - 04/29 (1)
- ► 05/06 - 05/13 (1)
- ► 05/13 - 05/20 (1)
- ► 05/27 - 06/03 (1)
- ► 06/17 - 06/24 (1)
- ► 06/24 - 07/01 (1)
- ► 07/01 - 07/08 (2)
- ► 07/15 - 07/22 (1)
- ► 07/29 - 08/05 (1)
- ► 08/05 - 08/12 (1)
- ► 08/12 - 08/19 (1)
- ► 08/26 - 09/02 (1)
- ► 09/02 - 09/09 (1)
- ► 09/09 - 09/16 (1)
- ► 09/16 - 09/23 (1)
- ► 09/23 - 09/30 (1)
- ► 09/30 - 10/07 (1)
- ► 10/14 - 10/21 (2)
- ► 10/28 - 11/04 (1)
- ► 11/04 - 11/11 (1)
- ► 11/11 - 11/18 (1)
- ► 11/18 - 11/25 (3)
- ► 12/02 - 12/09 (1)
- ► 12/09 - 12/16 (1)
- ► 12/16 - 12/23 (1)
- ► 12/23 - 12/30 (1)
- ► 12/30 - 01/06 (1)
-
►
2013
(32)
- ► 01/06 - 01/13 (1)
- ► 01/13 - 01/20 (1)
- ► 01/20 - 01/27 (1)
- ► 02/10 - 02/17 (2)
- ► 02/17 - 02/24 (1)
- ► 02/24 - 03/03 (2)
- ► 03/03 - 03/10 (1)
- ► 03/10 - 03/17 (1)
- ► 03/17 - 03/24 (1)
- ► 03/31 - 04/07 (2)
- ► 04/07 - 04/14 (1)
- ► 04/14 - 04/21 (2)
- ► 04/21 - 04/28 (3)
- ► 04/28 - 05/05 (1)
- ► 05/12 - 05/19 (2)
- ► 05/26 - 06/02 (1)
- ► 06/02 - 06/09 (1)
- ► 06/09 - 06/16 (1)
- ► 07/07 - 07/14 (1)
- ► 07/28 - 08/04 (1)
- ► 12/01 - 12/08 (1)
- ► 12/08 - 12/15 (1)
- ► 12/15 - 12/22 (1)
- ► 12/22 - 12/29 (1)
- ► 12/29 - 01/05 (1)
-
►
2014
(52)
- ► 01/05 - 01/12 (1)
- ► 01/19 - 01/26 (1)
- ► 01/26 - 02/02 (4)
- ► 02/02 - 02/09 (1)
- ► 02/09 - 02/16 (2)
- ► 02/16 - 02/23 (1)
- ► 03/02 - 03/09 (1)
- ► 03/16 - 03/23 (1)
- ► 03/30 - 04/06 (1)
- ► 04/06 - 04/13 (2)
- ► 04/13 - 04/20 (2)
- ► 04/20 - 04/27 (2)
- ► 04/27 - 05/04 (1)
- ► 05/04 - 05/11 (1)
- ► 05/11 - 05/18 (2)
- ► 05/18 - 05/25 (1)
- ► 05/25 - 06/01 (1)
- ► 06/01 - 06/08 (1)
- ► 06/08 - 06/15 (1)
- ► 06/15 - 06/22 (1)
- ► 06/22 - 06/29 (1)
- ► 06/29 - 07/06 (1)
- ► 07/06 - 07/13 (1)
- ► 07/13 - 07/20 (2)
- ► 07/20 - 07/27 (1)
- ► 07/27 - 08/03 (1)
- ► 08/03 - 08/10 (1)
- ► 08/10 - 08/17 (1)
- ► 08/17 - 08/24 (1)
- ► 09/14 - 09/21 (2)
- ► 09/21 - 09/28 (1)
- ► 09/28 - 10/05 (1)
- ► 10/05 - 10/12 (1)
- ► 10/12 - 10/19 (1)
- ► 10/26 - 11/02 (1)
- ► 11/02 - 11/09 (1)
- ► 11/09 - 11/16 (1)
- ► 11/16 - 11/23 (1)
- ► 11/23 - 11/30 (1)
- ► 12/07 - 12/14 (1)
- ► 12/14 - 12/21 (1)
- ► 12/21 - 12/28 (1)
-
►
2015
(25)
- ► 01/04 - 01/11 (1)
- ► 01/11 - 01/18 (1)
- ► 01/18 - 01/25 (1)
- ► 01/25 - 02/01 (1)
- ► 02/08 - 02/15 (1)
- ► 02/22 - 03/01 (1)
- ► 03/01 - 03/08 (1)
- ► 03/08 - 03/15 (1)
- ► 03/15 - 03/22 (1)
- ► 04/12 - 04/19 (1)
- ► 04/19 - 04/26 (1)
- ► 05/10 - 05/17 (1)
- ► 05/17 - 05/24 (3)
- ► 06/07 - 06/14 (1)
- ► 06/21 - 06/28 (1)
- ► 07/12 - 07/19 (1)
- ► 07/19 - 07/26 (1)
- ► 10/18 - 10/25 (1)
- ► 10/25 - 11/01 (1)
- ► 11/01 - 11/08 (1)
- ► 11/29 - 12/06 (1)
- ► 12/13 - 12/20 (1)
- ► 12/20 - 12/27 (1)
-
►
2016
(3)
- ► 01/24 - 01/31 (1)
- ► 05/01 - 05/08 (2)
-
►
2018
(24)
- ► 02/25 - 03/04 (1)
- ► 03/04 - 03/11 (5)
- ► 03/18 - 03/25 (2)
- ► 04/08 - 04/15 (2)
- ► 04/29 - 05/06 (9)
- ► 05/06 - 05/13 (1)
- ► 06/03 - 06/10 (2)
- ► 07/15 - 07/22 (1)
- ► 08/19 - 08/26 (1)
-
►
2019
(2)
- ► 04/14 - 04/21 (1)
- ► 09/22 - 09/29 (1)
-
►
2020
(1)
- ► 02/16 - 02/23 (1)
-
►
2021
(1)
- ► 04/11 - 04/18 (1)
ÇOCUKLARA GÜZEL ALIŞKANLIKLARI NASIL KAZANDIRABİLİRİZ?
Doğruluk, dürüstlük, merhamet, diğerkâmlık, adalet gibi güzel ahlakın emarelerini çocuklarında görmek, her anne babanın isteği ve emelidir. ...
-
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mübarek bir zat, devrin sultanına şunları anlatır: Peygamber efendimiz, vefatlarına yakın Bilal-i Habeşi’ye...
-
Osmanlı Devleti’nde nikâh akitleri ya bizzat kadılar veya kadıların verdiği izinnâme ile yetkili kılınan imamlar tarafından yapılırdı. Şer‘i...
-
Hepimizin bildiği gibi, Kur'an-ı Kerim’de birçok ayetlerde ve Peygamber efendimizin hadis-i şeriflerinde ilmin önemine dikkat çekilmişti...